22 Mayıs 2013 Çarşamba

Ubeydullah Ahrar'ı Tanıma Zamanı - Star Kitap Eki

KADİM DEĞERLERDEN BESLENEN EDEBÎ ESERLERİ OKURA SUNAN FANUS YAYINLARI, RAFET ELÇİ’NİN HACEGAN TASAVVUFU’NUN EN ÖNEMLİ SİMALARINDAN UBEYDULLAH AHRAR’I ANLATTIĞI ROMANINI BASMAYA HAZIRLANIYOR.

Şair adlı romanıyla dikkat çeken yazar Rafet Elçi, Eylül ayında Ubeydullah Hazretleri’nin hayatını ve daha ziyade tefekkürünü anlatan bir yeni romanıyla okur karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Kadim değerlerden beslenen bugünün çağdaş edebi ürünlerini yayınlamak amacıyla yola çıkan Fanus Yayıncılık etiketiyle raflarda yerini alacak olan roman fikri bir tartışma başlatmaya aday. Yeni romanının üç yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyen Elçi, Hacegan tasavvufu denilen halkanın en önemli simalarından birisi olmasından dolayı Ubeydullah Ahrar hazretlerini anlatan bir roman yazmak istediğini kaydediyor.


Ubeydullah Ahrar hazretlerinin hayatı kapsamlı bilinenlerden tasavvuf büyüklerinden bir tanesi olduğuna dikkat çeken Elçi, “O’nun geldiği ve yaşadığı dönem hem batı Türklüğünün hem doğu Türklüğünün kaderinin şekillendiği bir dönüm noktası adeta. Doğuda Timur’un ve ardıllarının varlık gösterdiği batıda Yıldırım Beyazıd’ın Ankara Savaşı’ndan sonra Osmanlı’nın yeniden kurulma çalışmalarına hız verdiği bir zaman. Dolayısıyla hem bir devlet felsefesinin hem toplum felsefesinin şiddetli bir şekilde tartışıldığı bir dönemde gelip sadece varlığa, Hacegan tasavvufun varlığa atfettiği anlam üzerine çok kalıcı şeyler söylemiyor aynı zamanda bir vakıf örgütlenmesi kurmuş, bir tarım organizasyonu kurmuş ve yaşadığı coğrafyanın Horasan ve Maveraünnehrin neredeyse 19. yüzyıla gelene kadar kalkınmasına önayak olmuş, bugün de müsteşriklerin hararetle başarısının arkasında yatan nedenleri araştırdığı bir kişi” şeklinde bahsediyor Ubeydullah Hazretleri ve yaşadığı çağdan.

HACEGAN TASAVVUFUNUN BUGÜNE SÖYLEDİKLERİ

Batının bu büyük alimle bizden çok daha ilgili olduğuna dikkat çeken Elçi, “Bu tarafta çok bilinmese de Ubeydullah Hazretleri’nin vakıf örgütlenmesi, tarım organizasyonu hakkında yazılmış tezlerin çoğu, Rusça ve İngilizce’dir. Ruslar kendi coğrafyaları olduğu için daha fazla ilgilenmişler” şeklinde konuşuyor.

“Neden Ubeydullah Arar, sorusunun aslında çok cevabı var. Ama burada çok bilinmediği için bu soru sorulabilir. Aslında kim olduğu bilinse, romanı yazılacak doğru bir şahsiyet olduğu su götürmez” diyen Elçi, Ubeydullah Ahrar’ın İslami umdelerle, dünyevi iktisadi kaynaklarını bir arada değerlendirerek özgün bir örgütlenme tarzını çok iyi telif eden bir bakış açısına sahip olduğunu söylüyor.

Romanın neye hizmet edeceğini sorduğumuzda ise Rafet Elçi’nin cevabı şöyle oluyor: “Varlığa atfedilen değer ve ontolojik bakış açısının müşahhas bir örneğini aradığınız zaman tarihte, çok fazla şey bulunamıyor gibi. Ama varlığa Hacegan Tasavvufu’nun bakış açısından bakan bir kişi, nasıl iktisadi bir hayat öngörüyor, onun müşahhas bir örneği var. Romanın amacı bu yaklaşımı ortaya çıkarmak.” 

TARİH ROMANIN FONU DEĞİL KENDİSİDİR

Romanın bir tarih kitabı ya da düşünce eserinden ayrılan en önemli tarafının insanlara, ‘Bu böyleydi’ demek yerine hakikati işaret ederek ‘İşte buyurun bakın’ diyebilmesi olduğuna dikkat çeken Elçi, “Nitelikli bir eser, işlediği coğrafyayı ve konu edindiği insanları tanıyan, derinlerine, düşüncelerine nüfuz etmiş ciddi bir eser, tıpkı bir şahadet gibi sizi bu zamandan alıp, o zamana götürüp, ortasına koyabilir. Ve, ‘bak bu dünya nasıl bir yer? Şimdi sen kendi gözlerinle gör’ diyebilir. Bir düşünce eserinin, bir tarih eserinin yapamayacağı şey budur. Ama bunu ancak o düşünce eserlerini, o tarihi hazmetmiş bir roman yapabilir. O yüzden tarihi bir romanda, tarih romanın fonu değil, kendisidir. Oturduğu zemindir” şeklinde konuşuyor. Ubeydullah Arar isimli eserin böyle bir tarafı olduğunun altını çizen Elçi, Fanus Yayınları’ndan yakın zamanda piyasaya çıkan bir diğer kitabı Türk Harp Kudretinin Sınırları’nın ise Türkler merkezli bir dünya tarihi olduğuna dikkat çekiyor.


TÜRKLER MERKEZLİ DÜNYA TARİHİ

Türklerin göçebeliğinin harp usüllerine nasıl yansıdığını anlatan, göçebeliğin ne olduğunu yerli yerine koyan, Türklerin yaşadığı coğrafyanın en uygun yaşam biçimini bulan ve fetihleri neticesinde göçebe yaşam usüllerinin işlemeyeceği coğrafyalara yayıldıkları zaman yine o pratik akıllarıyla hemen nasıl yerleşik hayata geçtiklerini anlatan kitap, tek taraflı bakmayan senkronize bir dünya tarihi aynı zamanda. Dünya tarihini bütünlüklü olarak ele almaya çalıştığını anlatan Elçi, aktardığı tarihsel süreçlerde olup bitenlere tek bir noktadan bakmadığını “Doğu'da o zaman ne oluyor, Batı'da ne oluyor?” u ve birbirleriyle ilişkilerini dikkate aldığını kaydediyor.

 “Genelde Türklerin askeri hüviyeti hakkında pek çok şey söylenir ama bunun altı doldurulmaz. Mesela, 'asker milletir' denilir ama bunun geçerliliği nedir?” sorusunu soran Rafet Elçi, bugüne kadar Türk harp tarihini taktik ve stratejileriyle bir bütüncül olarak ele alan bir çalışma yapılmadığının altını çiziyor. Bu kitabın hazırlık sürecinde yaptığı okumalarda Çin kroniklerini incelediğini ve o kaynaklarda Türklere yönelik bilinçli olarak çarpıtmada ve iftirada bulunulduğunu kaydediyor.

Türk Harp Kudretinin Sınırları

Rafet Elçi

Fanus Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder